14 Mart 2013 Perşembe

nude fare

literatürde ''nude mouse'' olarak geçen, mutasyonla bağışıklık sistemi kapatılmış, böylece tümör enjekte edilebilen ve hiçbir direnç göstermeyen, özellikle kanser çalışmalarının yapıldığı denek. mutasyonun bir getirisi de tüysüz oluşudur.

domuz eti

özellikle sosisi tavada kızartıldığında iğrenç kokan, dana eti kokusuna bile dayanamayan bünyelerde kusturucu etki yapan, yurtta kalıyorsanız ve mutfağı paylaşıyorsanız o mutfağa uzun süre girememenize sebep olan şeydir. odanız mutfağın yanında olunca halılara bile siner kokusu. bir de barbekü partileri vardır tabii, buram buram domuz kokusu ve duman altında yanınızda getirdiğiniz tavuk etini pişirmeye çalışırsınız. yiyip yememek kişisel tercihtir ancak o kokuya dayanabilen bünye baya kuvvetli olsa gerek.

super size me

kanımca en vurucu sahnesi kahramanımızın eşinin seks hayatlarının gelişimi hakkında konuştuğu ve ''performansı düştü, artık nefes nefese kalıyor ve üstte ben olmak zorunda kalıyorum'' dediği sahnedir. türk erkeğini 'beyninden' vuracaktır!

farnesyltransferase inhibitors

farnesyltransferase enzimini inhibe ederek bazı hastalık mekanizmalarında farnesylationın olumsuz etkilerini ortadan kısmen de olsa kaldırabilen kimyasallar. olası kanser ve progeria ilacı.
zaruri edit: (bkz: farnesiltransferaz inhibitorleri)

cien anos de soledad

macondonun şirin bir kasabadan tozlu bir hayalete dönüşmesine, aile bireylerinin birbirlerinden kopuşlarına tanıklık edip, kalbinizin ağırlaştığı; pembe dizi izleyen teyzeler gibi ''hayıır o aslında seni seviyordu salak oğlan'' diye müdahale etmek istediğiniz kitap. soluk soluğa okunan sayfalardan sonra asla tahmin edemeyeceğiniz bir sonla son bir nefes çekip o nefesi asla bırakmak istememenize yol açar.

tek dezavantajı karakterlerin takibinin zor olması, hele yabancı dildeki bir versiyonunu okuyorsanız.

okuduktan sonra bir de içinde geçen ders niteliğindeki sözleri hafızaya kazımak için okumak gerekir.

the most beautiful woman in town

''cass, kasabanın en güzel kızı. yirmisinde ölü.''
- bukowski

içel anadolu lisesi

hazırlık bebesi olduğumuz ilk günde çekilen 'ial' yi 'piyale' sanıp ''bir, ki, üüüç; piyaleeee'' diye bağırdığımız okulum.
(bkz: ial çekmek)

dede

gözlerinin mavi olup olmadığını bile artık hatırlayamadığım, yüzü aklımdan silindikçe vicdan azabıyla kıvrandığım, çok sevdiğim, çok özlediğim. her ölüm erken ölümdür derler ya, yeterince zaman geçirememişiz, hakettiği kıymeti ve hürmeti gösterememişim gibi geliyor bazen. yine kucağına oturtsa, güzel kızım diye başımı okşasa, bilmece sorsa. ben de sırf o var diye bu dünyada, güvende hissetsem kendimi...
bir de, ben doğmadan bu dünyadan ayrılan başka bir mavi gözlü daha var, hiç ''dede'' diyemediğim.

edi

''i can't hear you, i have a banana in my ear.'' dermiş kendisi vakti zamanında. kardeşimin benim üstümde ''önce ben yattım, ışığı sen kapa'' ve ''ablaaa, çok susadım'' cümlelerinin etkisini denemesi ve onaylamasının sebebi. hayır trickleri bileydik önceden, kanmazdık.

sen gidersen

http://www.youtube.com/watch?v=BQSR2AyaDM0