14 Mart 2013 Perşembe

elimde değil

''gözlerinden sızan karanlıklar umrumda değil'' derken aslında o karanlıkların ne kadar umrunuzda olduğunu, ne kadar acıttığını hatırlatır. sonsuza dek sarılmak istediğinizin tek bir bakışıyla, sarılışıyla yetinmek zorunda kalmak; farkında olmadan, o bir anın aslında ömrünüze bedel olması, ve elde ettiğiniz edebileceğiniz tek şey olması; ''yalansan yalanı severim'' diyebilecek kadar gururdan ödün verebilmek, bir yalanı sevebilmek elinizde değildir işte. ah bir bilseydiniz son sarılışınız olduğunu, çözülür müydünüz hiç!''dizime başını düşür uyu, korkular içimden aksın gitsin'' korkarak söylenir aslında.

yalnızım, yalnızız, yalnızlıklar;
elimde değil...

anneme benzemek istemiyorum kadınları

yıllar geçtikçe fark ederler aslında annelerinden bir farkları olmadığını. aynı çizgilerle yaşlandıklarını, aynı acıları yaşadıklarını, aynı duvarları ördüklerini. ne kadar uzağa gitmeye çalışırsa o kadar yakında bulur insan kendi gerçeğini.

eşcinselliği sapıklık sanmak

cumhuriyet döneminde ortaya çıkan bir sanrıdır sanki. eski osmanlı belgelerinde, o devre dair yazılan kitaplarda (bkz: benim adım kırmızı), şiirlerde izine bolca rastlanan bir olgudur eşcinsellik, daha özel bir tabirle oğlancılık. ve hatta ''yazın kadınlara, kışın genç erkeklere yanaşınız'' denilebilecek kadar da ulu ortadır.
önemli olan geceleri travestilerle pazarlık edip sonra oturduğu mahallede travesti var diye birlik olup onu döverek mahalleden atıp, homofobi geliştirmek değildir. önemli olan, siz tercih etmeseniz bile insanların tercihlerine saygı duymak, toplumu her kesimden insanın rahatça yaşayabileceği hale getirmektir. yarın kızınız/ oğlunuz böyle bir durumla çıkagelirse karşınıza onu elinizle bataklığa itmek istemezsiniz herhalde.
tercih etmiyorsanız yapmazsınız, kimsenin kimseyi zorla yatağa attığı yok

strasbourg

uzun süre almanya'da bulunduktan sonra gidiyorsanız eğer bu şehre, lirik bir halde görünür gözünüze. birbirine paralel caddelerden akan kanalları, her biri birer sanat eseri olan pastalarla bezeli patisserieleri, ihtişamlı katedralinin önünde insan üstü bir sesle şarkı söyleyen sokak sanatçıları, olur olmaz bir yerde önünüze çıkıveren atlı karınca, ve almanca'dan sonra kulağa müzik gibi gelen, sessiz sakin fransızca... bir tek yann tiersenin müziği eksikti o sokaklarda kendimi bir fransız filminde hissetmem için.

ok

türkçe'yi en düzgün kullanan insanın bile yeri geldiğinde kullandığı, özellikle maillerde siz uzun uzadıya birşeyler yazmışken cevap olarak gelirse insanda sallanmadığı hissi uyandıran, bir de kullanan insanlara ister istemez ucuz bir hava veren sözcük. saygınlığı azaltır gözümde. ok?

nude fare

literatürde ''nude mouse'' olarak geçen, mutasyonla bağışıklık sistemi kapatılmış, böylece tümör enjekte edilebilen ve hiçbir direnç göstermeyen, özellikle kanser çalışmalarının yapıldığı denek. mutasyonun bir getirisi de tüysüz oluşudur.

domuz eti

özellikle sosisi tavada kızartıldığında iğrenç kokan, dana eti kokusuna bile dayanamayan bünyelerde kusturucu etki yapan, yurtta kalıyorsanız ve mutfağı paylaşıyorsanız o mutfağa uzun süre girememenize sebep olan şeydir. odanız mutfağın yanında olunca halılara bile siner kokusu. bir de barbekü partileri vardır tabii, buram buram domuz kokusu ve duman altında yanınızda getirdiğiniz tavuk etini pişirmeye çalışırsınız. yiyip yememek kişisel tercihtir ancak o kokuya dayanabilen bünye baya kuvvetli olsa gerek.

super size me

kanımca en vurucu sahnesi kahramanımızın eşinin seks hayatlarının gelişimi hakkında konuştuğu ve ''performansı düştü, artık nefes nefese kalıyor ve üstte ben olmak zorunda kalıyorum'' dediği sahnedir. türk erkeğini 'beyninden' vuracaktır!

farnesyltransferase inhibitors

farnesyltransferase enzimini inhibe ederek bazı hastalık mekanizmalarında farnesylationın olumsuz etkilerini ortadan kısmen de olsa kaldırabilen kimyasallar. olası kanser ve progeria ilacı.
zaruri edit: (bkz: farnesiltransferaz inhibitorleri)

cien anos de soledad

macondonun şirin bir kasabadan tozlu bir hayalete dönüşmesine, aile bireylerinin birbirlerinden kopuşlarına tanıklık edip, kalbinizin ağırlaştığı; pembe dizi izleyen teyzeler gibi ''hayıır o aslında seni seviyordu salak oğlan'' diye müdahale etmek istediğiniz kitap. soluk soluğa okunan sayfalardan sonra asla tahmin edemeyeceğiniz bir sonla son bir nefes çekip o nefesi asla bırakmak istememenize yol açar.

tek dezavantajı karakterlerin takibinin zor olması, hele yabancı dildeki bir versiyonunu okuyorsanız.

okuduktan sonra bir de içinde geçen ders niteliğindeki sözleri hafızaya kazımak için okumak gerekir.