8 Mart 2009 Pazar

three o'clock blues


uzuun süredir yazamayışıma bir açıklık getireyim dedim: mezun oldum, master başvurularımı yaptım, vizeye başvurdum, eşyalarımı toparladım, gastwissenschaftler olarak heidelberg'teyim. buraya göre büyük sayılabilecek bir evde güzel yemekler yapan ev arkadaşımla, internet bağlantımla, zahmetsiz hayatımla mutluyum. hocam şimdilik süper bir insan olarak gözüktü gözüme, 35 yaşında çıtır görünümlü, halden anlar biri, tabii deneylerime karışıp bana kızmaya başlayana kadar:) arkadaşlarım bıraktığım gibi, belki biraz yaşlanmışlar, ee doktora hayattan bezdiriyor tabii insanı. geçmiş yıllardan konuşurken '2 hafta üstüste gece çıkmış mıydık yaa, vay be' dedi birisi, ben ilk gelişimde hiçbir haftasonu uyumamıştım! ilk haftasonumda da tabii ki 3'ten önce eve gelmedik.

deneylerime boğulana kadar mutluyum, sonra da kafam çok meşgul olacağı için başka bir şeyi düşünmeye vaktim kalmayacak, haftasonları da beynimi uyuşturmanın bir yolunu elbette bulacağım. şimdilik bu ev temizliği ve bulaşık olsa da!

vengeance is mine

27 Ocak 2009 Salı

the past will catch you unless you run faster


bazen olduğum yerde duruvermeyi istiyorum. yolda yürürken, film izlerken, uyurken. uyuyayım ve bir süre uyanmayayım istiyorum. huzurlu olduğum noktada durayım, bir milim ilerlemeyeyim. ve hatta huzursuz olsam bile, ben durayım, hayat dursun. ama elimde olmayan bir şekilde çok hızlı ilerliyor her şey. neyin nasıl geliştiğini takip edemez hale gelmişken, bir bakıyorum bambaşka bir hayatta, bambaşka bir noktadayım. sürekli ilerlemek iyi bir şey olsa da, ben bazen durmak istiyorum.

"hep aşılması gereken bir eşik daha oldu önümde..güçlükle kazanılmış bir hayat benimki..bağışlanmış değil"..der ve bir el çırpması ile dağıtıverir yüreğine konan tüm kuşları kadın.

18 Ocak 2009 Pazar

freedom is just another word for nothing left to lose


bir yıl daha geçti, bir yıl daha faili belli meçhul bir cinayetin içinde debelenip durduk. hiç bir şey değişmedi hrant, her şey bildiğin gibi. israil gazze'ye girdi, bu sefer yaşayan insan bırakmamacasına, dünya durdu izledi. bir oyunmuş gibi bu, şakadan bir ateşkes ilan etti, ancak yedi saat sürdü. ergenekon dediler, gerçekle zahiriyi hep birbirine karıştırdık. yalandır dediler, koca koca silahlar çıktı toprak altından, biz sevdiklerimizi verdiğimiz o topraktan silahlar çıkabilmesine şaşırdık. bu ülkenin başbakanının israil'den aldığı silahlarmış meğer. sonra hep birlikte israil'e değil de musevilere öfkeleniverdik. madem devletleri öldürüyordu, onlar da ölsünlerdi. hitler'e bile haklıymış dedik. bizde de birileri bu arada din adına parkta içki içen 'çocuk'ları öldürdü. kim bilir kaç çocuk öldü böyle bilmedik. sonra gencecik çocukları 'zina'yla andılar, hayret bu sefer sesimizi çıkarabildik. 'köpekler girebilir, ermeni'ler giremez' diye pankart açtılar, ben sıra ne zaman çerkeslere gelir diye merak ettim. kürtçe yayın hakkı verdiler diye yer yerinden oynadı, bunun bir 'lütuf' değil 'hak' olduğunu unuttular. çerkesler de yayın hakkı isteyince ülke bölünecek sandılar. en önemli şeyi, insanların özgürlüklerle birbirlerine yaklaştıklarını unuttular.

bir sene daha geçti, biz yine ortak acılar yaşayıp birbirimize sırt çevirdik. bir sene daha geçti, biz yine kendi günahlarımızda boğulduk.

6 Ocak 2009 Salı

just in case...


Bir centaur olan Nessus, Hercules'le evli olan Deianira'yı kaçırmaya çalışırken Hercules tarafından öldürülür. Ölürken Deianira'ya kanının bir kısmını almasını, bu kanı Hercules'ün giysilerine sürdüğü takdirde Hercules'ün onu aldatamayacağını söyler. Bu arada Hercules'ün bir görev için uzaklara gitmesi gerekir. Kuşku içindeki Deianira kanı sürer, kan Hercules'ün acılar içinde ölmesine yol açar. Bunu gören Deianira kendini öldürür...


Tunic of Nessus:
a source of misfortune from which there is no escape; a fatal present; anything that wounds the susceptibilities

1 Ocak 2009 Perşembe

grey sky morning

sabah uyanıp da haberlere şöyle bir bakınca, içim cız etti. o gencecik insanların yerinde gayet tabii ben ve arkadaşlarım, ya da her hangi birimiz olabilirdik.

bu durumdan reyting yaratmaya çalışan sözde haber merkezlerinden, haber altlarına 'hak etmişler' şeklinde yorumlar yazan insanlardan tiksindim bir de. resimlerde hep genç kalacak olan yedi çocuk daha var artık, ailelerinin başları sağolsun.

31 Aralık 2008 Çarşamba

and there are voices that want to be heard



herkes onlara yeterince zaman ayırmadığımdan şikayetçi. annem ısrarla 'senin bi derdin var, çok zayıfladın' diyor. derdin var diye diye dert sahibi yapacaklar beni. bi arkaaşım dün 'kimse aramıyor sormuyor beni' dedi, 'kastettiğin bensem bu aralar çok yoğunum' diyince 'yoo seninkine alıştım zaten' oldu cevabı. şöyle bir derdim var efendim evet,mezun olmaya çalışıyorum!

açıkçası ne yılbaşı zerre kadar umrumda ne eğlencesi. bu sabah sunum yaptım, cuma sabahın köründe bi sunum daha yapmam gerekiyor. şunun şurasında 24 gün kalmışken okulun bitmesine, çektiğim bunca cefaya değsin diyorum. ben de isterdim tabii sevdiklerimle beraber olup rahatça vakit geçirmeyi, ama bir şekilde bu gece ders çalışmam gerekiyor.

bu durumu ben gayet normal ve başka şeylere ulaşmak için olması gereken birşey olarak görürken kalbimi kıran, sevgilimin 'çok yalnızım' demesi oldu. ondan böyle şeyler duyabilmek için gerçekten canının çok acıyor olması gerek, bu da benim canımı acıttı. fark ettim ki uzak da olsak birbirimize, beraber yalnızlaşıyoruz. insan yüzü görmeden, kimseyle iki çift laf edemeden geçti son birkaç ayım, onun içinse daha da beter. kendim için üzülmediğim kadar onun için üzüldüm ve kendi kendime sordum:
'ne zaman ölmüş benim içim?'

28 Aralık 2008 Pazar

Poverty stole your golden shoes

israil bombalarından sonra gazze
böyle zamanlarda bir gün bir şeylerin düzeleceğine dair tüm inancımı yitiriyorum.

And so I sent some men to fight
And one came back at dead of night
Said he'd seen my enemy
Said he looked just like me
So I set out to cut myself
And here I go

Give me reason, but don't give me choice
Cause I'll just make the same mistake

james blunt- same mistake

26 Aralık 2008 Cuma

evlilik değil evcilik!

http://www.evlilikdegilevcilik.org/

14 yaşındaki çocukları 'adamlara' peşkeş çekmek isteyenler var bu ülkede. bırakmıyorlar ki çocuk kalsınlar!
--

MECLİSTE ARAŞTIRMA KOMİSYONU KURULMASI İÇİN BAŞLATTIĞIMIZ İMZA KAMPANYASININ METNİ

TÜRKİYE BÜYÜK MİLLET MECLİSİ BAŞKANLIĞINA

Ülkemizde 18 yaş altı evlilik oranı %35’tir. Yani her üç evlilikten biri Erken Yaş Evliliğidir. Erken yaşta evlilik olgusu bir çocuk hakları ihlali ve çocuk istismarı sorunudur. Çocuğa yönelik şiddettir ve toplumsal bir halk sağlığı sorunudur.

Erken yaştaki evlilikler, Erken Yaş Gebelik ve Doğumlarına da neden olur ki bu durum hem anne hem de bebek için tehlikelidir. Erken yaş gebeliklerinde anne ve bebeklerin hastalanma, sakatlanma ve ölüm riskleri artar. Erken yaş gebeliklerinde gebelik ve doğuma bağlı anne ölümleri 4 misli daha fazla görülür.

Erken evliliklerde berdel, beşik kertmesi gibi geleneksel evlilik oranları yüksektir. Genelde kendi rızası olmadan, özgür iradesinin dışında, aile baskısıyla zorla yapılan bu evlilikler kız çocuklarına yönelik bir şiddettir. BM Erken yaş evliliklerini “kız çocuklarını vuran köleliğin modern biçimi” olarak tanımlamaktadır. Kız çocuklarının erken yaşta zorla evlendirilmeleri kadınların toplumdaki eşitsiz konumunu pekiştirmekte, şiddete karşı zayıf hale getirmektedir. Bu evliliklerde aile içi şiddet oranları yüksektir. Evlilik içi tecavüz ve cinsel şiddete maruz kalma tehlikesi de artmıştır.

Ailenin sosyo-ekonomik düzeyi ne kadar düşükse kız çocuğunun erken yaşta evliliğe zorlanması olasılığı da o kadar yüksek olmaktadır. Erken yaştaki bu zorla evlendirmeler kız çocuklarının okuldan alınmasına ve böylelikle de onların eğitimsizlik, yoksulluk, cahillik ve bağımlılık kısırdöngüsüne hapsedilmesine yol açmaktadır.

Sosyo-ekonomik durumu ve eğitimi düşük olan kız çocukları geleneksel rol olan doğurganlığa daha kolay mahkum edilmekte ve daha çocuk yaşta kaldıramayacağı, kaldırmaması gereken bir yükün altına girmeye zorlanmaktadır. Genelde yasal olmayan evlilikler şeklinde olduğu için de bireyin medeni nikahla kazanacağı haklarından mahrum kalmasına ve mağduriyetine neden olmaktadır. Çocuğun eğitim hakkı, sağlıklı yaşama hakkı, üretime katılma yani çalışma hakkı da elinden alınmış olur. Erken evlilikler kadının statüsünün düşmesine ve daha yoğun cinsiyet ayrımcılığına maruz kalmasına yol açmaktadır.

Yakın bir zaman öncesinde Adalet Bakanlığında yapılan bir çalışmada evlilik yaşının 14’e düşürülmesi teşebbüsü çok ürkütücüdür. Daha kendi çocukluğunu yaşamamış, başta eğitim hakkı olmak üzere bir dizi insan hakkı elinden alınmış, örselenmiş, güçsüz bırakılmış çocuk annelerle toplumumuzu ileriye götüremeyiz. Kalkınmayı, uygarlığı yakalayamayız.

Çocuklarımızın İnsan Hakkı İhlallerine, Cinsel İstismarına ve Toplumsal Halk Sağlığı sorununa neden olan erken yaş evliliklerinin önlenmesi için nedenlerinin araştırılması ve gereken önlemlerin alınması amacıyla Anayasa’nın 98’inci İçtüzüğün 104 ve 105’inci maddeleri uyarınca bir Meclis Araştırması açılmasını saygılarımızla arz ve teklif ederiz.

Bu çocuklarımızın insan hakları mücadelesidir.

25 Aralık 2008 Perşembe

sokaklar dolusu şekerli kar kokusu çamura dönerken


ah yağmur dönerken kara şarkılar var falımda
hepsi sana bu gece ankara
ah yağmur dönerken kara yine yol var falımda
ister özle yok istersen hiç hatırlama

kardan benim kadar nefret eden az insan vardır sanırım. bugün ayrı bir sebebim var.

22 Aralık 2008 Pazartesi

sisler hiçte bitmez insanoğlu hep yer ister


bugün endokrinoloji dersinde şu konuyu tartıştık. ingiltere'de bir çift, babanın ailesinden göğüs kanseri geni (BRCA1) geldiği ve ailedeki kadınlar genç yaşta göğüs kanserinden öldükleri için, tüp bebek yöntemiyle (in vitro fertilization) kansere yol açan genin olmadığı embryoların seçilmesi ve rahme yerleştirilmesiyle bir çocuk sahibi olacaklarmış.

tüp bebek yöntemini bilmeyenler için açıklayayım: anneden alınan birden fazla yumurtanın, her bir spermin bir yumurta içine enjekte edilmesiyle döllenmesi sağlanır, gelişiminin belirli bir süresini tamamlayan embryo (en fazla 3 sanırım) anne rahmine yerleştirilir, kalan embryolar aile isterse ilerideki prosedürler için saklanır, ya da atılır.

ingiltere'deki olayda ise, embryolar rahme yerleştirilmeden önce bir taramadan geçirilip, kanser genine sahip olmayan embryo seçilmiş.

tartışılan durum tabii ki bu prosedürün etik olup olmadığı. bence her hangi bir gende değişiklik yapılmadığı, ya da çin'de yapıldığı gibi sadece erkek embryolar seçilmediği için gayet tabii etik. motomot düşünce sistemlerinden dolayı bazı insanların 'takdir-i ilahi' deyip çok büyük bir ihtimalle kanser olacağı bilinen çocuklar doğurmaya gönüllü olacaklarını biliyorum, ancak bir çocuğu ömür boyu sürecek bir acıya mahkum etmenin vebalinin daha büyük olduğunu düşünüyorum. bu düşünce yapısıyla yaşayanlara da hasta olduklarında doktora gitmemelerini, ilaç almamalarını, doğum kontrolü uygulamamalarını, her şeyi yaşayıp görmelerini ve öyle ölmelerini salık veriyorum.

benzer tartışmalar kürtaj konusunda da oluyor. bir kısım embryonun oluşumundan itibaren canlı sayıldığını savunurken, doktorlar embryoyu 20 haftaya kadar canlı saymıyor. burada aklıma şu soru takılıyor, anne rahmindeki embryo canlıysa tüp bebek yöntemiyle oluşturulan embryolar neden sayılmıyor? eğer onlar da canlı sayılıyorsa, o zaman oluşan embryoların hepsinin anneye nakli yapılmalı, kadın 20 çocuk yapamayacağına göre bu naklin düşükle sonuçlanması beklenmeli, mi? peki çocuksuzluk da gayet takdir-i ilahi olabileceğine göre, çocuksuz çiftler niye tüp bebek merkezlerine koşuyor?

genetik hastalığı olduğu tespit edilen embryoların kürtajla alınması benim gözümde 'doğanın eksik yaptığı işin tamamlanması'. çünkü down sendromu gibi hastalıklı embryoların büyük çoğunluğu, gelişimin erken evrelerinde düşükle rahimden atılır. bu hastalıkla doğan çocuklar bu kontrol noktasından kaçmış olanlardır. kürtajla yapılan şey bu kontrol noktasını insan eliyle yerine koymak. (ayrıca survival of the fittest!) ben de kürtajı her hangi bir hastalığın tedavisinde olduğu gibi bir tedavi yöntemi olarak görüyorum.

yalnız kürtajın bir doğum kontrol yöntemi olmadığını belirtmekte fayda var. yine de ülkemizde tecavüze uğrayan ve hamile kalan, veya istemeden doğurduğu çocuğunu satan ya da çöp tenekesine atan bunca insan varken, biz daha bu vahşetin önüne geçememişken, en azından çocukların perişan olmaması için kürtaj hakkındaki bu önyargının kırılması lazım.

gönül istiyor tabi, birbirini seven çiftler sağlıklı çocuklar doğursun, bir ömür boyu birlikte yaşasın ancak dünya koşulları çok farklı yollara itiyor insanı. elimizden gelen cahil olanları bilgilendirmek, belki biraz doğum kontrol yöntemlerinden bahsetmek ve bilimadamlarının çalışmalarını desteklemek.

arabistan'da kız çocuklarının diri diri gömülüp öldürüldüğü zamanlardan, çin'de erkek embryolarının seçildiği zamanlara geldiğimize göre, bir arpa boyu da olsa yol katetmişiz demek ki!

---
embryoların çöpe atılması yerine stem cell research'te kullanılmasını destekliyorum tabii ki.