23 Temmuz 2008 Çarşamba

evrimi anlamak

yeni başlayanlar için evrim

16 Temmuz 2008 Çarşamba

havin fun, are u?

sol alt köşe, lol :D

OMG LOOK AT THIS FABULOUS GUY!
(akan salyaları sil, yalap şap)
aynısını bu kadın için de söylemek mümkün tabii, have the look sitelerinden ipuçlarını rica etsek?

ve ben etrafta böyle güzel giyinen güzel insanlarla yaşamak istiyorum kardeşim:

sokakta bu adamla karşılaşsak?

kendim için bişey istiyosam namerdim.

14 Temmuz 2008 Pazartesi

screw you guys, i'm goin home!


bu günü, bulaşık makinesine geçirmeye farkında olmadan karar verdiğim, şişmiş morarmakta olan bir bacak ve gece iki buçuk sularında beni sokmaya karar veren bir arının kolumda bıraktığı derin acıyla kapıyorum. geçen gün de saatimi kırdığıma göre, bu seriyi üçleyip atlattım varsayıyorum. atlatmış olayım lütfen!

bu kadar da bangır bangır gelemez olaylar, boynuma nazar boncuğu takıp dolaşıcam şahika gibi.

12 Temmuz 2008 Cumartesi

fragment-ed

Bu özet kullanılabilir değil. Yayını görüntülemek için lütfen burayı tıklayın.

6 Temmuz 2008 Pazar

1 yıl oldu, ne oldu?



Hrant Dink davasının birinci yılında; bir gün sokakta yürürken sırtımızdan vurulacağımızdan ya da bir anda sorgusuz sualsiz evimizden alınıp götürüleceğimizden korkarak yaşamak istemediğimiz için; bu ülkenin azınlığının da, aydınının da insan olduğunu, bu ülkede adalet olduğunu görmek istediğimiz için; gelecek hayalleri kurarken en güzel yerinde ''ama ileride yaşanmaz olur bu ülke'' diye burkulmamak için artık adil ve açık bir şekilde sonuçlanmasını bekliyoruz . çünkü diğerlerinden korkarak yaşamanın hiç tadı yok.

çağrı metni:

"1 yıl oldu... ne oldu?arkadaşımız hrant dink 19 ocak 2007 cuma günü öldürüldü.adalet istedik.hrant'ın öldürülmesinin üstünden 535,katilin yakalanmasının üstünden 534 gün,ilk duruşmadan bugüne 1 yıl geçti.535 gün, beş duruşmada bir adım yol alınmadı.adalet istedik.o.s., ogün samast'a dönüştü; planlı pusunun hikayesi ekranlarda anlatıldı.adalet istedik.er ya da geç ortaya çıkacağını umduğumuz gerçeklerin adalet tarafından da görülüp anlaşılması ve değerlendirilmesi için ne kadar daha beklemek zorundayız?aklımızda canımızı acıtan birçok soruyla, ilk kez kamuya açık gerçekleşecek olan hrant dink'i katledenlerin yargılandığı davayı izlemeye gideceğiz.hrant için, adalet için yine mahkemede olacağız.biz susalım istediler. susmadık. vazgeçmedik.susmuyoruz, vazgeçmiyoruz.adalet istiyoruz.adaletin tecelli edeceğine şahit olmak istiyoruz.hrant için, adalet için toplanıyoruz.hrant'in arkadaşlari7 temmuz'da, beşiktaş iskelesinde, saat 9.30'da."

3 Temmuz 2008 Perşembe

evgeni plushenko ve diğerleri

ilk izlediğimde 'dört mevsim' eşliğinde kuş misali yerde çırpınıyordu evgeni. tabii ki tüm yakışıklılığıyla alexei yagudin bana çok daha çekici gelmişti, üstelik zirvedeydi. o zamanlar ne haşmetliydi ey okur, geceleri kalkıp gala programı izlediğim, kısa program- serbest program demeden her aldıkları puanı defterime kaydettiğim zamanlar. sırf alexei- evgeni kapışması değildi, marina & gwendal vardı mesela yüreklerimizde kor. sonra benim evgeni'ye aşık olmamı sağlayan 'sex bomb' eşliğindeki performansı: üstüste attığı dörtlü-üçlü-ikili salchow kombinasyonu. ve sonra biz büyüdük, onlar yaşlandı, ve buz pateni bir daha aynı tadı asla vermedi.

plushenko destekli rusya eurovision şarkısını izlediğimde bir daha yüreğime düştü o zamanlar. 80'lerin sonunda 90'ların başında çocuk olmak buz pateni izlemek demek benim için biraz da. ve sonra o günleri anıp hüzünlenmek.

as i get something to believe in


fotoğraflar: gabriela arsenie

m'aimez-vous, aussi ?


bazen bu hayatı paylaşacak birinin olması iyi olur diye düşünüyorum. mesela, bir gökdelenden aşağı paris' e bakarken, birilerine 'ne kadar güzel, değil mi?' demek istiyorum. ama kimse yok.

paris je t'aime , 14. bölge

26 Haziran 2008 Perşembe

m.y.

ne kadar yabancı, ne kadar uzak bana şimdi sana ait olan her şey. sözlerin bayağı ve samimiyetsiz geliyor artık, bir zamanlar güvenle yaslandığım omzunda başka biri varken, hissettiğim ne haset ne nefret, sadece tiksintiyle karışık bir yabancılaşma. belki de gözümde pembe gözlükler olmadığından artık, sahi hep böyle miydin sen? ne anlam ifade edebilir ki daha önce binlerce kere tekrarladığın sevgi sözcükleri, başka birine söylesen de, tekrarlana tekrarlana ucuzlaşmış birer klişe. herkesin aşkı en büyük aşk, herkes herkesin canı ciğeri, birtanesi. bu senin en büyük aşkın öyle mi? her seferinde öyle olmaz mı? eski sevgileri yem yaparken yeni sevgiliye, için için yediğin aslında ruhun. baktıkça şaşırıyorum, 'ortak bir geçmişe sahip miydik biz' diye, ve midemin bulantısından başka bir şey gelmiyor elimden.

11 Haziran 2008 Çarşamba

elveda gülsarı


elveda ilkokul çağım, elveda trt fm’de babamla arkası yarın 'elveda gülsarı' dinleyip kapanışında çalan greensleeves olduğunu bilmeden aşık olduğum ezgi, elveda cengiz aytmatov. benim için 'bizim oralardan' bir izdin hep.

to be or not to be: obesity vs anorexia



özellikle 20. yüzyılın ikinci yarısında hastalık olarak görülmüş, şişman olanlar bi şekilde temel toplumsal ihtiyaçlarından mahrum bırakılmış, kenara itilmişlerdir. günümüzde ise, şişmanlık farkındalığı ve kabullenmesi olarak adlandırabileceğimiz, şişmanlara daha toleranslı davranma başgösterdi, ancak tam tersine zayıflara ''çok zayıf, kesin hasta, anoreksik'' yaftaları yapıştırılıyor. italya'da moda haftalarında 34 beden mankenlerin genç kızlara kötü örnek olması sebebiyle boykot edilmesi bunun başlangıcıydı.

ancak bir bilim insanı ve son zamanlarda obezite üzerine araştırma yapan biri olarak söylemeliyim ki, hastalık ile bir insanın metabolizmasının, kemik yapısının toplamı olarak oluşan görünümünün ayrımına varmak gerek. obezite ve anorexia vücuttaki mutant hormonların /genlerin yanı sıra beslenme alışkanlıkları ve bedensel aktiviteler sonucunda oluşmakta. deneylerde, vücudunda beslenme ve enerji mekanizmalarında görev alan proteinleri mutant olan ve potansiyel obez olabilecek farelerin, düzenli beslenmeyle obez olmadıkları kanıtlanmış. ancak, insanlara doğru beslenme ve doğru egzersiz yollarını öğretmek ve toplumu bununla ilgili bilinçlendirmek yerine, obeziteyi (ki amerika'da obezite için yeni çağın kanseri denmekte) ya da daha doğru bir deyimle aşırı kiloluğu meşru kılacak, ancak zayıflığı kötüleyecek yöntemler seçilmekte. bence bu da toplumu ikiye bölmenin yollarından biri.

bilinçli olarak kusarak, psikolojik ya da hormonal nedenlerden dolayı anoreksik olmak başka bir şey, düzenli beslenerek ve spor yaparak, ya da hızlı bir metabolizmadan dolayı zayıf olmak başka bir şey. o yüzden zayıfları anoreksik diye yaftalama modası en az şişmanlara vebalı gibi davranılması kadar mide bulandırıcı. normalde zayıfsanız, kendi bedeninizi tanıyor ve kilo aldığınızı, metabolizmanızın değişmeye başladığını hissedip ''yaa kilo aldım ben'' diyorsanız, ''şuna bak kilo almışmış kime diyosun sen be'' diye cevaplar almak bir o kadar da can sıkıcı. çünkü türkiye'de insanlar kendi bedenlerini tanımak yerine, kendilerini başkalarıyla karşılaştırarak zayıf/şişman/çirkin/güzel oldukları kanısına varıyorlar. ve karşılarındaki insanı bir şekilde ezerek tatmin edebiliyorlar kendilerini ancak. buna yine normalde zayıf olan biri kilo alınca ''götün kocaman olmuş'' demek de dahil.

ha şişmanlar bunu yıllarca çekti, biraz da zayıflar çeksin de diyebilirsiniz. modern yaşamın gereği zannettiğimiz ancak reklamların sürekli zihnimize pompaladığı kadın imajı var yıllardır bir yanda da. bu yüzden bütün o botoxlar, 34 beden olucam diye yapılan şok diyetler, yaz sezonu bitince geri alınan kilolar. ve bunların yanında bu resme uymayan insanların aşağılanması, aşık olma haklarının bile ellerinden alınması. ancak dediğim gibi bütün bunların arkasına saklanmak çare değil, çünkü şişmanlık yaşlanmayla beraber eklem yıpranması, kolesterol ve kalp rahatsızlıklarını da beraberinde getiriyor. ortaokul yaşlarındaki bir çocuğun kola içerek aldığı haftalık şeker miktarı orta boy bir kavanozu doldururken, ya da hayatımızda dürüm adana yanında diyet kola içip, ''ay şekerim su içsem yarıyor ne yapayım'' diyen insanlar varken hala, bunların arkasına saklanmak komik geliyor.

hastalıkla, sudan sebepleri bir kenara ayırıp, kendi bedenlerimizle barışmanın vakti geldi. çünkü ancak sağlıklı vücut, kaç kilo olursa olsun güzel ve verimli.


http://www.independent.co.uk/...sed-to-it-802611.html