14 Mart 2013 Perşembe

hastası olunan sözler

- there will come a moment when you'll have a chance to do the right thing
- i love those moments and i love to watch them pass by!
mazoşist bünyelere iyi gelen söz öbeği.

memoirs of a geisha

the heart dies, a slow death, shading each hope like leaves, until there are none.

merry no more

sözlükte artan nefret söylemi, homofobi, xenofobi ve tahammülsüzlük sonucu entrylerimi silmeye karar verdim, buraya taşıyacağım yavaş yavaş.

24 Kasım 2011 Perşembe

deutscher herbst

yazı bilmem ama şahane bir sonbahar geçirdik. şimdiyse bol sisli, -1 ila 5 derece arasında seyreden kış günlerine giriş yapmış durumdayız.


heidelberg



münih

oktoberfest

---

26 Ekim 2011 Çarşamba

anne ben anarşist olmak istiyorum

günlerdir birilerinin ölümüne sevinen insanlar görüyorum. bulunduğu durumu, devlet politikasını, kendisine gerçek diye dayatılan ideolojiyi sorgulamayan; sorgulayanları 'vatan haini' ilan edip 'katli vaciptir' fetvaları veren, depremde insanların ölmesini 'allahın adaleti' olarak tanımlayan yaratıklar. şurada birkaçını görebilirsiniz mesela.

çok konuşuldu, çok yazıldı, ben bile çok kavgalar ettim benzer laflar eden insanlarla. bunun verdiği tek şey üzüntü ve yorgunluk. insanlar nasıl bu kadar nefretle dolar, insanlıklarından nasıl bu kadar uzaklaşır, etraflarına nasıl bu kadar sıkı duvarlar örüp dışarıda kalanları ötekileştirir anlayamıyorum. bunu cahilliklerine, aç açıkta kalmışlıklarına, acı çekmişliklerine verip geçemem. insan cahilliğinden sorumludur, duyduğu nefretten sorumludur, bir taraftan ezilirken diğer taraftan basur gibi çıkan egosundan sorumludur. tam tersi duyarlı, bilgili, ince düşünceli olmaya çalışmak varken, acı çekti diye acı çektirmek, kin kusmak... islamdaki nefs kavramını ben mesela yemek içmekle terbiye edilen bir şeyin çok çok üstünde görmüşümdür, burada nefs terbiyesinin çok önemi var. kimisi hakkaniyet der, kimisi vicdan der, kimisi ciğer der. vicdanınızdan sorumlusunuz.

devlet ideolojisi demişken, farklı hayatları görmenin ve bize bu güne kadar yutturulan yalanları anlamanın en iyi yolu sosyal medya. ana akım medyanın yazdığı, nefreti körükleyip insanları galeyana getirmeye çalışan haberlere inanmadan önce kaynağını araştırın. olay yerinden birebir haberler alabiliyoruz artık internet sayesinde, gözünüzü kapamayın.

ayrıca söylemem lazım, artık homofobik, ırkçı, devlet peşkeşcisi, sorgulamayan, birlik beraberlik mesajı verirken bile stereotiplerden sıyrılamayıp 'onlar /biz' zihniyetine sahip argümanlarla yaklaşan insanlara artık hayatımda yer vermeyeceğim. sevgili, eş, dost, akraba... nefretle zehirlenmeye ihtiyacım yok.

'benim homoseksüel/ kürt vs arkadaşım da var' geçerli bir argüman olmaktan çıkalı çok oldu bu arada. nefretinizi terbiye etmenin bir yolunu bulun, yönlendirip başkalarını suçlamak yerine.

24 Ağustos 2011 Çarşamba

whole again


kapıdan içeri giriyorsun. uzun zaman olmuş görüşmeyeli. her seferinde olduğu gibi, bir elini kolunu nereye koyacağını bilememe durumu var. ''özlediğim adam bu'' ama o kadar zamandır dokunmamışsın ki. ayakkabılarının bağcıklarını çözüyorsun yavaş yavaş, ceketini asıyorsun portmantoya. hala geçmemiş üzerindeki becerisizlik hissi. ayakta duruyorsunuz öyle. gerginlik. o ana kadar neler birikmiş içinde, neler düşünmüşsün yol boyu, ağzını açıp tek kelime etmek bile zor geliyor. kafanı kaldırıp yüzüne bakıyorsun sonra, gözlerinin ifadesi değişiyor, alışılmış yabancılık hissi kayboluyor. yaklaşıp sarılıyor sıkı sıkı, bir süre nefes bile almadan sadece sarılıyor. kokluyor sonra derin derin, kokluyorsun, ağır hüzün karışık hep o kokuya. doya doya koklayıp öpünce dağılıyor ancak o hüzün, dilin çözülüyor. başını dizine yaslayıp konuşuyor da konuşuyorsun. durmak istediğin nokta burası, onun yanı. huzur bu, sevgi bu, özlem bu.

---

19 Ağustos 2011 Cuma

bir yol hikayesi - bodensee










---
vaktim olursa yazacağım

27 Temmuz 2011 Çarşamba

night breezes seem to whisper


I have always imagined that paradise will be some kind of library. - Jorge Luis Borges


Oradan oraya taşınan ve eşyalarını, en çok da kitaplarını geride bırakan bir insan olarak, yerleşmek bir kütüphane sahibi olmak demek benim için. İnsanın kafasında bir gelecek resmi vardır ya, o resimde duvardan duvara ahşap bir kitaplık, ve kahverengi deri bir koltuk var; düşündüğümde huzur veriyor. En sevdiğim yerlerin de kitapçılar olması şaşılacak şey değil. Özellikle burada, Joker's ve ikinci el kitapçım beni mutlu etmeyi her seferinde başarıyorlar. Dışarıdaki hayattan çok kendi kafasındakine gömülmüş bir insan olarak, fantazi edebiyatı tabii ki favorim.


Kim bilir, belki günün birinde bütün kitaplarım bana geri dönerler, kuşlar gibi.


---

Bu aralar ne okuduğumu da söyleyeyim hadi: George Martin'in A Song of Ice and Fire dizisini okuyorum, Game of Thrones izleyip hayran kalan pek çok insan gibi. En son da King'in Dark Tower serisinin ilk kitabını aldım, sırada bekliyor.



ella& james dream a little dream

4 Temmuz 2011 Pazartesi

viyana hatırası

uzun zamandır yazmamışım, bu aralar tez yazmakla meşgul olduğum için bir süre böyle buhranlı geçecek. küçük bir viyana gezisi özeti:

kocaman binaların, sarayların ve bahçelerin şehri viyana. ve aynı zamanda göçmenlerin, kirli metroların, kalabalığın. yüzyıllar öncesinden kalma bir kütüphanenin atmosferinde nefes almaya bile cesaret edememenin; sanat,tarih ve müzikle insanın içinin dolup ağlayacak hale gelmesinin, taş sokaklarda kaybolup kaybolup aynı meydanlara çıkmanın şehri. minicik pubların, sokak arası restoranlarının, güzel şarabın, özlenen arkadaşların, yeni tanışılan insanların, ve yemek seslerine karışan kahkahanın... bir demlik çayda bulunan huzurun, saray bahçelerinde gezerken hissedilen heyecanın şehri. sanki hep orda yaşamışım, sanki oraya aitmişim ben.

wiener schnitzel
hundertwasserhaus
karlskirche
belvedere
belvedere
naturhistorisches museum- mineralen
schönbrunn
schönbrunn
1. viyana

ilginç bir zaman dilimiydi benim için.

---

eski sevgiliden geriye kalanlar


yıllar geçer, eski sevgiliden bağımsız olarak içselleştirilir bu eşyalar. hediye edilen bluz, kolye, küpe; ilk başlarda büyük anlam yüklenen çoğu şey artık anlamsız ama yıllardır senin olan şeylerdir. çok uzun süre beraber olan insanların birbirlerinin hatıralarını sahiplenmesi gibi, nesneler de sahiplenilmiş ve yeni bir tarihe kavuşmuştur hafızada. çekmecede duran ve pekala ankara'da bir pazardan almış olabileceğin fular, o zamanki sevgilinin cunda'dan aldığı bir şey olabilir, üzerinde durup düşünmeden hatırlayamazsın. bazen yeni sevgili için kıskançlık objesi olur ama, nesnelere anlam yüklemenin bir anlamı yoktur.

---